Pazar, Ocak 26, 2025

Yaşamın Anlam Ve Amacı Alfred Adler

Kitabın Künyesi

Kitap Adı : Yaşamın Anlam Ve Amacı

Yazarı      : Alfred Adler

Yayın Evi : Olipmos Yayınları 

Sayfa Sayısı : 293

Basım Yılı  : Mayıs 2022

Çeviren: Fadime Erkek

    

            Geçmiş yaşantılara dair sorulmayan soruları sorarak hayatlarımızdaki sorunların olası çözümlerini buldurmayı amaçlayan ve daha iyi bir yaşama ulaşmak için faydalı bir rehber olan bu eser kendisi bir psikiyatrist ve bireysel psikoloji kuramının kurucusu olan Alfred Adler tarafından kaleme alınmış olup Fadime Erkek tarafından çevrilmiştir.

“İnsanlar anlamlar dünyasında yaşarlar.”

“Gerçekliği her zaman ona yüklediğimiz anlam yoluyla, kendisini değil, yorumlanmış bir şey olarak deneyimleriz.”

Alfred Adler, insanların hayatlarına ve onları etkileyen olay ve olgulara nasıl anlamlar  yükledikleri, bu olayların, onların hayatlarına nasıl etki ettiğini, insanların yaşadıkları durum ve olaylara  nasıl tepki verdiklerini, toplumu nasıl etkilediklerini ve  insanların sonunda nasıl bireylere dönüştükleri veya dönüşemedikleri  kendi deneyimleri  ve bilimsel çalışmaları ışığında  on iki  alt başlık altında anlatmaya çalışmaktadır. Bu kitabı uzun uzadıya inceleyip, teferruatlı   bir inceleme yazısı yazmak isterdim ancak hoş görülsün ki bu uzmanlık isteyen bir durum. Bu yüzden kitabın çok kısa bir özetini yazdım eksik kalan kısımlar olmuştur.

            Adler insanların yaşadığı problemlerin temelinde  çocukluk döneminde "işbirliğini" öğrenemeden sonraki evrelere geçmesinin yattığını belirtir. İnsanların bunu keşfedebildiklerinde iyileşebileceklerini vurgular. Bu aşamada ebeveynlik, özellikle çocuk ve dış dünya arasında köprü görevi gören anne ve  annelik  kavramının öneminin üstünde durur.

            Kitabı dil ve anlatım açısından incelediğimizde yazarın oldukça sade ve gündelik bir dil kullandığını söylemeliyim. Bu kitap, insanların kendilerini ve diğerlerini daha iyi tanımlarını, anlamalarını sağlamayı amaçlamıştır. Böylece bireye dönüşme yolunda kişilerin deneyimleyebilecekleri olası problemlerin altında yatan sebepleri keşfetmelerini sağlamayı ve faydalı/uygun çözümler bulmalarını amaç eder. Böylece, bireyler hayatlarını daha olumlu şekillendirebilirler.

Çok Kısa Özet

Alfred Adler birinci bölümde bireyin  hayatını olaylara ve nesnelere  yüklediği anlamlarla yaşadığını belirtir.  Bu bireysel psikoloji açısından önemlidir. İnsanlar  varlıklara ve olaylara yükledikleri anlam kadar değer verirler, onu sever , ister, veya tepki verir. Aynı problemlere farklı tepkiler verdiğinden bahsedilir.  Bir sonraki bölümde kişinin yaşamında akıl ve beden ilişkisi üstünde durmaktadır. Üçüncü bölümde insanların  eylemleri ve tutumları altında yatan sebepleri aşağılık ve üstünlük kompleksi alt başlığında inceler. Burada üstünlük komplesinin dahi altında yatan sebeplerin pek çoğunda aşağılık kompleksi olduğunu deneyimlerinden örnekler vererek aktarır.

“Bütün ruhsal ifadeler içerinde en açıklayıcı olanları bireyin anılarıdır.” 

Bireysel psikolojide  önemli unsurlardan birinin kişinin ilk anıları olduğunu vurgular. İlk anılar kişinin yaşam bakışını somutlaştırması olduğu ve bunun kişinin diğer ifade ve tutumlarıyla karşılaştırması gerektiğini vurgular.

“Uyurken bile dışımızdaki dünyayla iletişimimiz devam ettiririz.” Sonraki bölümde rüyaların kişinin karakterini, tutumlarını, eylemlerini açıklamada önemini vurgular.  Rüyanın anlamını keşfetmekten ziyada amacını anlamaya çalışmak gerektiğini ve bireysel psikolojinin bunu amaçladığını belirtir.

Kişinin gelişimi  üzerinde ailenin etkisini, özellikle annenin etkisini  “Ailenin Etkisi “ başlığında açıklar. Bu kısım kanımca gerçekten hayatidir ve bunu deneyimleriyle oldukça net bir şekilde ifade eder. Anne dış dünya ile ilgili bebeğin ilk bağı ve köprüsüdür.  Babayla veya diğer dış kaynakları tanıma olanağını anne sağlar veya engeller. Annenin çocuğa karşı tavrı onun ilerideki karakteri üstündeki etkilerini vurgular.

Okulda öğretmen ve diğer paydaşların çocukla ilişkisini ve öğretmenin ailenin çocukla ilgili yaptığı hataları düzeltme görevi üstünde dururken ergenlik döneminde  çocuğun yaşadığı bu sürecin öyle muhteşem ve çocuğu baştan yaratan bir süreç olmadığı aslında çocuğun  hazır olması veya olmaması yani çocukluk dönemiyle alakalı olduğunu belirtip, bu dönemde özellikle şımartılmış veya yoksun bırakılmış çocukların problem yaşadığını aktarır.

Sonraki bölümde bireysel psikoloji kuramına uygun olarak suçlu psikolojisinin altında yatan nedenleri irdeler ve en başa döner ilk çocukluk dönemine dayandığını belirtilir. Bu dönemde olumlu işbirliğini öğrenememiş şımartılmış veya yoksun bırakılmış çocuklar arasından suçluların çıktığını vurgular. Meslek , aşk ve evlilik ve diğer insan ilişkilerinde de incelendiği diğer başlıklarda yaşanan sıkıntı ve problemlerin altında yatan olası sebepler ve tedavileri çözümlerinden bahseder.

Sıkılmadan okuyacağınız bir kitap, keyifli okumalar.

 

 

Pazar, Ocak 05, 2025

Kısa Yorum

 



Kitabın

Adı: Sürgün Gezegeni (The Planet Of Exile)

Sayfa sayısı:144

Yazar :Ursula K.LE GUIN

Çeviren : Ekin Odabaşı

Basım Yılı:10. Baskı 2022

Türü: Bilim Kurgu

Ana Kahramanlar: Rolery, Agat, Wold.

Ana tema: Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?

Romanın kısa Özeti:

“Otorite, kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?”

Romanın özünü belki de bu kısa alıntı bize aktarır. İthaki yayınlarından çıkan bu kitap aslında dünyamızın binyıl önceki kavimler göçü veya yakın yüzyıl içindeki  Ortadoğu ve Avrupa ve Amerikasını  canlandırır.  İnsan olarak kabul edilmeyen Alteralıların -Yabansoyluların -  Sürgün Gezegenine Altı yüz anayurt yılı öncesi geldiğinde sahip oldukları derin bilgi ve teknoloji Tevarlıları korumayı amaçlayan ( Birlik Yasaları) yüzünden yok olup gitmiştir.

" …… Bizim tekerlekli arabalarımızı gördün mü? işte bu da bir çeşit binek arabasıydı, ama havada uçardı.”

“……… Halkınız O arabalardan yapabilir mi diye sordu, Rolery hayran hayran…..” “Hayır "dedi o tarz hünerlerimiz burada köreldi gitti. Yasa bize sizin seviyenizi aşmamamızı emrediyor. 600 yıldır tekerlek kullanmayı bile öğrenemediniz …”

“Çocukken bize okutulan Birlik yasalarında şöyle yazıyor: bölge Konseyi, gezegenin denetim veya  üyeliğe hazır olduğuna kararına varana dek hiçbir din ve ihtilaf yayılmayacak, hiçbir teknik ya da teori üretilmeyecek bir gün hiçbir kültürel ya da model ihraç edilmeyecek, İletişim becerisi bulunmayan ileri zekalı canlılarla veya herhangi bir kolonyal  gezegenle  sözüstü iletişim kullanılmayacaktır…..”  “Anlayacağın, bizim de aynen sizin gibi yaşamanız gerekiyor burada.”  Bir kaç bin yıln önce yapılan  kimin inşaa ettiği üstüne teoriler kurulan  Mısır piramiterini, babil kulesini, Aztek ve Maya uygarlıklarını anımsatması ayrı bir durumdur.

“Alteralılar evlerinde pek Mobilya bulunmazdı halının üstündeki minderlerde yatarlardı ve sandalye olarak ancak ince yastıkları kullanırlardı.”

“...Konaktan çıkarken her birine birer bohça ekmek ve at sütü kesmeyi verildi….”  

Alteralılar daha çok doğu uygarlıklarına ait kültürel izler taşır.   Gaallar keza büyük göçü temsil edecek şekilde göçebe doğu toplumlarını (Türkler, Moğullar) anımsatan şekilde aktarılmış.  

“Bu defaki uzun boylu yapılı ve oldukça gençti şefler gibi yürüyordu, koyu teni ve sıradışı simsiyah gözleri olmasa insan sanılabilirdi.”

Yazar, Avrupalı beyaz ırkın üstünlüğünü ve Avrupalıların  diğer ırkları insan olarak görmeme yargısını eleştirmektedir.  Dahası, dünya halklarını başka adla uzak bir gezegende bir arada kurgluladığı bu bilim kurgu romanında beyaz ırkın üstünlüğü teorisine eleştirel bir bakış getiriyor.  Özelde de Liderlik ve üstünlük kavramlarını bireyin kendisinden kaynaklandığı mı yoksa toplumun ırksal, sınıfsal veya  fiziksel özelliklerinden dolayı  bazı kişilere yüklediği rollerden kaynaklandığını sorgular ve bunu Wold ve Agat ,  Rolery  ve diğer bazı kahramanlar vasıtasıyla   bize aktarır..

Avrupalı ırk üstünlüğü ve liderlik kavramlarını eleştirel bir bakışla romanında aktaran yazar , zaman zaman anılara başvurmuş , kısa betimlemeler kullanmış  ancak  okuyucuğu yoracak ve sıkılmasına sebep olabilecek bir anlatımdan uzak durmuştur.

“Tevarlı erkek ve kadınları Umaksuman’ın etrafında toplanmıştı Agat'ta herkesin duyabileceği yüksek bir sesle Tevar Halkı Ladin Halkıyla omuz omuza surlarımızı savundu, isterlerse bizimle kalabilir,isterlerse gidebilirler, isterlerse bizimle yaşar, istemezlerse bizi terk edebilirler. Şehrimizin kapıları size kış boyu açık gönlünüzce girip çıkabilirsiniz.

 

Keyifli Okumalar. 

Cumartesi, Ağustos 10, 2024

Aşıklar Bayramı

           Babam, tamı tamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz çökmüş, mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahcup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylesine beni bekliyordu.”
Kemal Varol’un iletişim yayınları tarafından yayımlanan ve 227 sayfadan oluşan Aşıklar Bayramı yazarın okuduğum ilk kitabı olmakla beraber yazar tarafından yazılan üçlemenin ikinci kitabıdır. 
 Aşıklar Bayramında yazar, betimlemesiyle, verdiği detaylarla, kimi zaman şiirsel diliyle samimi bir şekilde sizi karşılıyor. Kelimelerin sadece sözlük anlamlarını görmüyorsunuz; onlar duygu yüklü daha kapsayıcı ve metaforik anlamlar taşıyorlar.
Odadan çıkarken koltuğun arkasına serdiği eski püskü elbiselerine, bu elbiselerin tam üzerine koyduğu sekiz köşeli şapkasına bakıp çocukluktan kalma bir hevesle gözlerim sulana sulana renkli ipliklerle örülmüş yün kuşağına dokundum. kuşağına değil de geride kalmış o eski yıllara dokunduğumu, elimde iğne iplik o yılların söküklerini onarmaya çalıştığımı hissettim bir anlığına ama hepsi boşunaydı. aramızdan sadece kırık dökük bir zaman değil, telafisi imkansız koca bir heves de eksilmişti sanki.” 
    Roman bölümlerinin başlıkları olması bende içerik ve başlık arasındaki uyumun karşılanıp karşılanmayacağı merakını oluşturdu. "Bölüm : Gece Gelen" Bu yüzden bunun bölümleri daha keyifli okumamı sağladığını söylemeliyim. 
Yazar bol bol geçmişe ,anılarda yolculuğa sizi çıkarıyor:
“ Babam bir elinde üç telli bağlaması diğer elinde ahşap bavulu bazen köy yolundan bazen köyün sırtını dayadığı bakır çalığı dağdan bazen uzakların uzağı bir bulut kümesinin içinden bazen de herkesin elini alnına siper ettiği bir yamaçtan ağır ağır iner ve ceket cebinde taşıdığı beyaz mendili çıkarıp alnını ve boynunu sildikten, mendilini gömleğiyle ensesinin arasına sıkıştırdıktan sonra yorgun argın gelip yanıma kurulurdu. Sarılmazdı bana. Bağlama tellerinin kıymık ettiği sağ elinin parmaklarıyla saçlarıma dokunurdu en fazla. “
            Bir babanın yıllar önce terk ettiği oğlunu bir gece ziyaret etmesiyle başlayan hikayede baba ve oğlun Diyarbakır'dan Kars'a Aşıklar Bayramına yolculuğunu ve bu esnada vuku bulan ve daha çok Aşık Heves Ali’nin (baba)geçmiş yaşantısına dair bilgilere vakıf olmaya başladıkça aşık geleneğinden gelen bu bu adamın yaşantısı hakkında hayatı çoğunlukla hayret ettiğimi belirtmek isterim.  
             Roman boyunca beni en çok rahatsız eden, meraklandıran ve üstünde teoriler üretmeye neden olan babanın Neden yıllar sonra oğlunu ziyaret ettiğiydi. Tesadüf mü, yolculuk yapmasını kolaylaştırmak için planladı mı? kanımca kesin olan tek şey babanın oğlundan af dilemek, helallik istemek için veyahut neden terk ettiğini açıklamak niyetinde olmadığıdır. Aslında baba, kendine göre  evladını terk etmemiştir; kendince uzaktan onun büyümesini, ayakları üstünde durmasını beden öğretmeni vasıtasıyla izlemiştir . Belki de bu yüzden yanında olsa iyi bir baba olamayacağını onun için iyi bir hayat tutamayacağını düşündüğünden evladından uzak durmuştur. Belki de hayalinde aşık olduğu kadını şehir şehir gezerek her birlikte olduğu kadında ona ait bir şeyi bulma ümidini besleyen bir aşıktır. Tabii bu zayıf bir teori. Daha gerçekçi gelen, mantıklı bulduğum teori ise aşık geleneğinden gelen bu adamın sorumluluk almaktan kaçınan, keyfine düşkün, gezmekten, eğlenmekten hoşlanan ve bağlanmaktan korkan biridir. Lakin, sonuç gittiği her limanda bir aşığı olan kaptan gibi bu adamın da gittiği her şehirde gönlünü kaptırdığı ve yüz üstü bıraktığı onlarca sevgilisi olmuştur ve son bir kez bir kaptanın tüm limanları son kez gezişi gibi bu adam da tüm bu kadınları görmek ya da bulunduğu şehirlere uğrayıp hem bu dünyadan ayrılmadan önce o aşıklarını görmek istemiştir. Ya da muhasebecinin yıl sonu hesap defterini kapattığı gibi artık ömrünün sonuna gelmiş bir adamın son kez dünya defterini kontrol ederek bu defteri kapatmak gayreti de vardır kanımca.
         Bu dünyada yeterince yaşamış, memleketin her beldesinde bir dost, bir aşık edinmiş, kendince tanınmış, ve sayılmıştır. Kars'taki aşıklar bayramına giderken belki de aşk yaşadığı, kalbini kırdığı ve sonunda öylece terk edip gittiği kadınları onların mezarlarını ziyaret ederek bir şekilde helallik almak ve "dünyadan mutlu dolu dolu yaşadım",  diyerek ayrılmak niyetindedir.
             Her ne kadar yaşanmışlıklar yaşantılar farklılık gösterse de oğlu, Yusuf ,için de durum kısmen benzerdir. O da bu ölmek üzere olan yaşlı adamı affetmek ve bu yabancı adamı tekrar hayalindeki , silik olsa bile bu adamı tekrar anılarındaki babası yapmak, tamamlanamamış, eksik kalmış evlat olma hissini yaşamak, ve baba oğul rollerini tamamlamak istemektedir. Dahası sebebi ne olursa olsun babası gibi o da bir kadını(Aylın'ını) 15 yıl önce terk etmiştir ve her şeyini paylaştığı bu kadını hala aklından çıkaramamıştır , babası gibi o da geçmişindeki bir kadına ulaşmak istemiştir. Yalnız buradaki bir aşktan mıdır yoksa yarım kaldığı için bir özür dileme midir kesinlikle taşımamaktadır Aylin ile ilişkisini istediği şekilde sonuçlandıramadığı yüz üstü bıraktığı için pişmanlık bir vicdan azabı mı yaşamaktadır bilinmez ama Aylın’la ilgili üç tane uzun uzadıya yazılmış mektuba şahitlik ediyoruz. Baba, hesap defterini kapatırken bu dünyadan mutlu mesut bir şekilde ayrılır; yalnız oğlu Yusuf için böyle söylenebilir mi bilemiyorum.
          En nihayetinde, Kemal Varol’un bu kitabını üslubuyla, konusuyla, olay örgüsüyle severek ilgiyle okudum.
Keyifli Okumalar

Perşembe, Ağustos 08, 2024

Lanetli Tavşan

Çinli yazar Yu Hua'nin Yaşamak , Kanını Satan Adam, yine Japon Yazar Osamu Dazai’ye ait “İnsanlığımı Yitirirken”, “Soytarı Çiçekleri”, , “Batan Güneş” ve Ogari Mori’nin " Yaban Kazı” adli kitaplarından sonra Uzak Doğu edebiyatinda Koreli Yazar Bora Chung'un “Lanetli Tavşan’ınını okumak ve bu coğrafyada gezinmeye devam etmek istedim. Bora Chung'un seçme eserlerinden derlenen ve Korece aslından Sevda Kul tarafından Türkçe'ye çevrilen bu kitap İthaki yayınlarından çıkmıştır. Kitap 10 öyküden ve 224 sayfadan oluşmaktadır.
       Kitaba adını da veren Lanetli Tavşan adlı öyküde birini lanetlemek amacıyla yapılan bir tavşan heykeli anlatılırken aslında bir etme bulma dünyası anlatılır okuyucuya. Hikaye bizlere azimle ve tüm zorluklara rağmen hedefine ulaşan ancak yozlaşmış devlet ve toplum yapısından dolayı her şeyini kaybeden bir adamın kendisine bunu yapanları lanetlemek için yaptırdığı lanetli tavşan heykelinin serüvenini anlatır. Adaletsizlik yapan ve hak yiyenlerin sonunda karşılığını alacağı inancını yansıtılır. Kıssadan hisse çıkarma dışında kurgusu ve hikayenin akışı sizi yakalıyor ve merklandırıyor. Bir diğer hikaye ‘Evim Güzel Evim’ bir taşınma süreciyle başlar ancak hikaye birden olağan akışından  ayrılır.  Sonunda kadının çocuğunun aslında satın alınan evde hapsolmuş bir hayalet olduğunu ve kadının da uzun süredir kocası tarafından terk edilmiş olduğunu öğreniyorsunuz. Bir diğer  öykü olan Elveda Sevgilim size ilk bakışta normal bir aşk hikayesi gibi gelebilir ancak bu normal ya da  sıradan bir aşk hikayesi değildir.  Bilinmeyen bir gelecekte yalnız yaşayan bir mühendisin ölen eşinin zihinsel verilerini insansı bir robota yükler lakin  zamanla bu robotun yazılımlarının eskimesi, artık kullanılamayacak şekilde bataryalarının ölmesiyle  birlikte yeni bir insansi robot alır . Eski insansı robottaki verilerin yeni robota aktarır ancak beklenmeyen bir şey gerçekleşir; eski robot bir şekilde yeni robot tarafından canlandırılır ve  eski robot yeni robotun yardımıyla Elveda Sevgilim şarkısını mırıldanarak  adamı bıçaklayarak öldürür. Trajik ve olağandıṣı bir sondur.
       Kitabın son sözünde yazar derlenen hikayelerin genel özelliğinden bahsederken   kahramanların  yalnız,  ekonomik olarak güçsüz veya güçlü  bir çevreye sahip olmadığından bahseder, diger bir deyişle, bozulmuş toplum yapısından ve toplumsal adaletsizliği vurgulayan öykülerin bu derlemede yayıncı tarafından tercih edildiğini belirtmektedir.   
            Özetle, gerilim, fantastik ve gizem türünü seven biri olarak bu derlemeyi oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Hayal kurmayı seviyorum diyorsanız bu öyküleri okurken bir gerilim,  gizem filminin yönetmeni olabilirsiniz.
Keyifli okumalar. 
Her gün kaç sayfa kaliteli kitap sizi kötü düşüncelerden uzak tutar. 

KEDİ FELSEFESİ

 


      

"Belirli bir amaca hizmet etmeyen ya da anlık keyif vermeyen bir şey yaptıkları nadir görülen kediler realistlerin şahıdırlar. İnsan budalalığıyla karşılaştıklarında öylece arkalarına dönüp giderler. "


    Yazar Burada açık bir şekilde kedilerin davranış yönüyle bir örgüyü takip ettikleri aynı şekilde, temelinde bir mantık olduğu üzerime uyandırır ki gerçekten de kedi davranışlarını incelediğinizde belli bir bölgeye belli bir düşünceye hakim bir şekilde 1 bölümde yazar bize Kedilerle felsefe arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalışırken bir yandan da insanın kediye karşı olan o tuhaf Öfkesini özellikle Batı toplumu içerisinde kedileri beslenen düşmanlığı ifade etmek için pek çok örnek verir bu örnekler göz önünde bulundurduğunda ki, kanınca Ortadoğu toplumlarında O biraz daha farklıdır. Batı felsefesinde özellikle ahlak felsefesinin kurucularından olan Descart'ın kedilerde, daha doğrusu insan dışı canlıların ruhlarının olmadığını ispat etmek amacıyla kellere eziyet etmesinden bahsederken aynı şekilde daha sonraki dönemlerde özellikle Katolik veya Hristiyan dünyasının kedileri şeytan, cadı ve kötülük sebebi olarak görüp onları canlı canlı yakarak öldürmeleri, cadılarla beraber ortadan kaldırmaya çalışmaları olmuş. Özellikle, batı toplumunda kedilere karşı beslenen gizli kıskançlığın sebebi  r insanların kendilerini evcilleştirememeleri dahası  onlar insanları evcilleştirilmiştir diyebiliriz. Kedi davranışlarına baktığımızda yazar  evrimin diğer hayvanlar üzerinde pek çok değişiklilere sebep olmasına karşın kedilerde çok fazla bir değişikliğe sebep olmadığını gösterir.

    "Kediler  mutlu olmaya çabalamazlar " yazar bu bölümde öyle muhteşem bir giriş yapar ki aslında insanın içinde bulunduğu o aciz durumu bizlere aleni bir şekilde ifade eder. İnsanlar, hayattaki amaçlarının mutlu olmak olduğunu söylediklerinde; aslında 'mutsuz olduklarını' dile getirirler. mutluluğu bir proje olarak görerek memnuniyeti ilerideki bir zamanda aramış olurlar" tezi anti tezle açıklamaya çalışmak . ....

Pazartesi, Aralık 25, 2023

Zübük Kısa Yorum

 

   


    “Şimdi çok iyi anladım ki zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz bizim hepimizin içindeki zübüklük  olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemez idi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip, işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübük bizde bizim içimizde. Onları biz kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra kendi zübüklüklerimizin bir tek zübükte birleştiğini görünce ona kızıyoruz

        Son derece can alıcı  ve çarpıcı bir ifadedir "Şimdi anladım ki zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz….. " Az düşününce zübüklük daha hayatımızın başında başlar; anne babasının kendisine  olan sevgisini fark ettiğinde istediklerini yaptırmak ve onların duygusallığını kendi için kullanmak isteyen bebek, yahut beğendiği kişiyi elde etmek için farklı kişiliklere bürünen genç kadın ve erkek, yükselmek veya küçük bir ayrıcalık kazanmak için amirine/patronuna yalakalık eden personel, sahte partidaşlık ile kurulan ilişkiler vb..  İşte zübük ve diğer karakterler tüm bu önemsiz görünen ayrıntıların kurmacadaki halidir. 

        Toplumumuzun , toplumların acı bir  gerçeği olan zübüklük kavramı Gogol, Gustave Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski,  Yaşar Kemal, Kemal Tahir,  Fakir Baykurt ,  Sabahattin Ali, gibi pek çok toplumcu  gerçekçi yazarlar tarafından bolca yergi ve mizah barındırmalarına rağmen  genellikle gerçekçilik yönü ağır basan bir şekilde ele alınmıştır .  Aziz Nesin ise bizde güldürü edebiyatının öncülerindendir ve güldürü türünde yazdığı eserlerde ve mevzu bahis olan bu kitabı "Zübük'te" ne kadar ağır , dramatik,  ve acıklı olsa da    toplumsal olayları anlatımında yergi ve abartı yönü çok ağır basar. 

        Anadolu’nun farklı illerinde  yaşanmış çeşitli hikâyelerin temeline dayanarak oluşturulan ve  insanların  sahip olduğu kötü hasletlerin yoğunlaşıp birinde vücut bulmasını ve onun kuş uçmaz kervan geçmez bir Anadolu beldesinde trajik, komik ve bir o kadar da düşündürücü bir olaylar silsilesini konu eden  hikaye , beldeye  atanan Almanca öğretmeninin arkadaşına yazdığı mektuplar üstünden anlatılmaktadır. Yazarın dili oldukça sade olmakla beraber  yerel ağız  ve üslubu fazlasıyla  yansıtmaktadır.

        Deneyim, tanıklık ve gözlem yoluyla öğrenilip içselleştirilen  ve bilinçsizce sergilenen davranışlar insanlar tarafından  doğal ve insan tabiatının sonucu kabul edildiği söylenelebilir, en azından kendi gözlem ve deneyimlerim bunu gösteriyor.  İçselleştirdiğimiz ve genel kabul haline gelen  yanlışların kişinin kendisi tarafından  veya yaşanılan toplumdaki kişilerce  fark edilip görülmesi çok zordur. Bu yüzden  Nesin  bizim aynaya bakmamızı istiyor. Kendi zübüklüğümüzü görüp  kabul etmeden nasıl diğer eğrileri düzelteceğiz.

Keyifli Okumalar

Pazar, Eylül 24, 2023

KISA KİTAP YORUMU -Tatar Çölü- Dino Buzzati

 





" Haydi biraz cesaret Drogo, bu senin son kağıdın, ölümün karşısına asker gibi çık ki hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin. yazgından intikamını al, kimse sana kahraman ya da buna benzer bir şey demeyecek ama işte tam da bunun için böyle yapmaya değer." 

         Hülya Uğur Tanrıöver'in çevirisiyle iletişim yayınlarından çıkan Dino Buzzati'nin Tatar Çölü Romanı 232 sayfadan oluşmaktadır. Romanda Giovanni Drogo'nun Tatar çölünde bulunan Bastiani Kalesini, tatar çölünü ve oradaki yaşamı anlatır. 

        Yazarın kendine özgü bir üslubu vardır. bu üslup biraz melankoli barındır. Kahramanın hislerini kullandığı  kelimelerde kolaylıkla hissedebilirsiniz. Kahramanın hayata karşı duyduğu gücenmişlik ve sitem her fırsatta karşımıza çıkar.  Dahası anlatımı kimi yerde simgesel, ve romantiktir.

        " Ama sonra aklına bir şey takıldı: ya her şey bir yanlışlıktan ibaretse soru işareti ya bu cesaret sadece bir tür sarhoşluksa? Ya o cesaret aslında yalnızca mis kokulu havaya, harika gün batımına, fiziksel acıların bitimine ve alt kattaki şarkılara bağlıysa? Ya birkaç dakika ya da bir saat sonra eski zayıf ve yenik Drogo'ya dönüşürse."

    " Elveda binbaşı Ortiz , elveda kendini bu yapıdan bir türlü kurtaramayan melankolik dost; elveda, senin gibi çok uzun zaman inatla umut eden ve sana benzeyenler: zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok."


 Bastiani Kalesi genç teğmenin ilk ve son son yeridir. Pek gönülsüz olarak gittiği bu kalede ömrünün otuz yılından fazlasını harcar. Burada hep bir umut barındırır içinde. Bu umut dönemin çoğu askerinin içinde barındırdığı kahraman olmak , zafer arzusunu yaşama umududur ancak bu hiç bir zaman gerçekleşmez. Karartısı görünen ve uzaklarda saldırmak için yol yapan o düşman hiç gelmez, en azından o sağlıklı ve dinç iken. Zamanla Tatar çölündeki durağan yaşama ve alışkanlıklarına bağlanır Teğmen Drogo ancak bu gönüllü bir bağlılık değildir; bu yaşamın dayattığı bir teslimiyettir.

        " evet doğrudur bu ilerleyen, şimdi daha yakında olduğu için kolayca seçilmekte, yüzünde hiç bir özel hüzün belirtisi görülmemektedir. isyan etmemiş, istifasını vermemiş, bu haksızlığı hiç ses çıkamadan kabullenmiş, ve her zamanki görevine dönmektedir."

         Belki de hala savaş kazanma arzusu onun bu her şeyden tecrit olan , ıssız yerde kalmasına sebeptir. Tatarlar Kuzeyden hiç gelmezler, yıllarca kulaktan kulağa yayılan savaşın geleceği o yol biter lakin onun büyük bir arzuyla beklediği  anı yaşayamaz Drogo.. Pek çok yol arkadaşı emekli olmuş ve Bastiani kalesinden ayrılmıştır. hastalık iyice onu pençesine aldığında o beklenilen haber gelir lakin o artık yataktan kalkmaya mecali olmayan biridir. Maalesef Kaleden ayrılmak zorunda bırakılır ve Tatar Çölünde değil bir han odasında yalnız başına hayata gözlerini kapar.  


Salı, Temmuz 11, 2023

Cennetten Kaçan Çocuk

 P.



Cennetten Kaçan Çocuk

‘Olasılık’ herkesin inanmaktan başka çaresinin olmadığı nesnel verilerdir fakat yer ve zamana bağlı olarak kişiden kişiye değişebilir. Sayılar doğruyu söyler ama insanlar söylemez. İnsanlar ya birbirlerini kandırarak ya ön yargıya kapılarak ya nefret besleyerek ya da kuşku duyarak sayıları kirletir. Bu yüzden olasılıklara güvenilmez.”

 En iyi yalan bir kısmı gerçek olandır. Yazar Jung Myung Lee  Cennetten Kaçan Çocuk” romanını yazarken gazetelerde yayımlanan  bazı haber veya makaleleri romana uygun olarak yeniden kurgulamıştır. Böylece hikâyeye daha fazla gerçeklik algısı katmıştır  kitabın isminde yer alan ‘Cennet’ kelimesi alegorik bir ifadedir ve halkının sefalet, açlık içinde yaşayan komünist Kuzey Kore Cumhuriyetini temsil eder.  Bu ebetteki sözde bir cennettir ve biz Gilmo’nun başından geçenleri okuyup öğrendikçe bu durum daha gözler önüne serilir: çalışma kamplarını, uçmayan maket uyduları,  Kuzey Kore’nin gücünü dünyaya göstermek için eğitilen çocukları…

 

Asperger nörolojik bir rahatsızlık olan otizm spektrumunun  bir türüdür ve bu rahatsızlığa sahip  kişinin normal  hatta üstün zekalı bir kişi olduğu ve bir konuda dahi seviyesinde olacak kadar iyi olabilmesiyle birlikte insanlarla iletişim kurmakta çok zorluk çeken  kişiler oldukları söylenebilir. Kitabın  protagonisti  Gilmo  Kuzey Kore Cumhuriyetinde doğmuş ve  babası gizli bir Hristiyan’dır. Ancak Hristiyanlığı öğrenilince hayatları altüst olur.

“Ölümden ziyade önce nasıl yaşaman gerektiğini öğrenmelisin.”

 

Hikaye  New York’ta   işlenen cinayet  ve olay mahallinde bulunan sayılar ve  sembolleri içeren bir bilmeceyle başlar.  Geçmişle  günümüz arasında flashback ( zamanda geriye sıçrama) anlatım tekniğine bolca başvurmuş olan kitapta   okuyucunun dikkati hem canlı tutulmuş hem de oluşabilecek anlamsal boşlukları önlenmiştir. Saflıkla kötülüğün , ideoloji ve ile yaşama tutunma arasında sıkışmış insanları, yozlaşmış yaşamları, bolca  görürüz romanda.

İçerisinde cinayet, soruşturma, akıl oyunları vb. kavramları barındırması bana  biraz Arthur Conan Doyle eserlerini  anımsattığını diye bilirim. Bununla birlikte, Gilmo’nun  Yeonge-ae’yi  ( çalışma kampında tanıştığı kız) bulmak için Kuzey Kore’den, Şangay, Makao, Güney Kore’ye, oradan Meksika ve o New York’ a gitmesi bana biraz popüler  ürünü olan  defalarca aldatmasına rağmen yine de peşinden giden ve kibarca bir tarifle naif, saf karakterleri yansıtmaktadır.  Bunu Gilmo'nun rahatsızlığına ve küçükken yaşadığı bağlanma problemlerine bağlıyorum.

Gilmo'nun  deneyimlediği olağandışı yaşantılar, neredeyse tüm roman boyunca dokunulmasından rahatsızlık duyan ve  Asperger sendromu yüzünden ve yalan söylemediğini düşündüğümüz Gilmo’nun o inanılmaz zekasını kullanarak yalan ve gerçek arasındaki gri alanlar vasıtasıyla CIA ajanlarını aldatması, ve  romandaki beklenmedik süreçler son beni oldukça şaşırtmıştır.

Uzak Doğu edebiyatıyla tanışmak için iyi bir eser.


Perşembe, Mayıs 11, 2023

Alıklar Birliği








“Alıklar  Birliği”
32 yaşında intihar eden  John  Kennedy Toole tarafından yazılan bu kitap kara mizahvari bir eserdir. Kitabın kahramanı İgnatius ise bir anti kahramandır. Kitaptaki olaylar 1950 – 1960’ların  Amerika’sında geçiyor. Yazar, varoş bir mahallede yaşayan anne ve oğlu etrafında gerçekleşen trajik komik ve bir o kadarda düşündürücü olayları, durumları yine varoşlara özgü bir dille anlatıyor. Dönemin  keşmekeşliği; yaygınlaşan televizyon kültürünü, soğuk savaş, beyaz üstünlüğü , renkli ırktan olanların hayata tutunma gayretleri, çeşitli felsefi düşüncelerin, düşünsel  akımların gelişmekte olan toplumdaki yansımaları kitapta kendine özgü bir tarzda biz okurlara sunuluyor.
Anti kahramanımız İgnatius , bol bol geğiren, okula dine, faşizme, komünizme karşı olan  sözde özgürlük  ve adet ve eşitlik taraftarı  bir karakterdir,  ancak aslında  kendi tembelliğini, rahatını bozan her şeye karşıdır.  Kendi rahatı için her türlü yalana, çirkefliğe başvurabilecek bir karakterdir. Bulunduğu her yerde belayı çeken değil  belayı yaratan bir kişiliktir. Annesi kendisinin toplam ve en önemlisi aile bütçesine katkı sağlamasını isteyen, içinde bulunduğu ruhsal durumdan, derin  depresyondan kurtulmasının tek yolunun düzgün bir iş bulup çalışmasından geçtiğini düşünmektedir. Öte yandan sevgilisi de Ignatius'ın içinde bulunduğu ruhsal çöküntünün sebebinin  cinsel dürtülerini bastırması olduğunu düşünmekte ve  onun cinsel dürtülerini serbest bırakırsa düzeleceğini ileri sürmektedir. Kitap karakterleri ve içinde bulundukları toplumu ve olayları oldukça açık şekilde tasvir etmektedir. Yazar karakterleri ve  olayları abartarak veya karikatürize ederek aktarmış gibi görünse de üzerinde biraz düşünüldüğünde toplumda böyle bireylerin çokça bulunduğunu fark edebiliriz. Hatta  kendimizde de kitaptaki karakterlerdeki özelliklerden birini  belki de bir kaçını bulabiliriz.

KİTAP ALINTILARI

Mutluluk bir gün geriden gelir Ögrenci Kız Osama Dazai