Babam, tamı tamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz çökmüş, mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahcup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylesine beni bekliyordu.”
Kemal Varol’un iletişim yayınları tarafından yayımlanan ve 227 sayfadan oluşan Aşıklar Bayramı yazarın okuduğum ilk kitabı olmakla beraber yazar tarafından yazılan üçlemenin ikinci kitabıdır.
Aşıklar Bayramında yazar, betimlemesiyle, verdiği detaylarla, kimi zaman şiirsel diliyle samimi bir şekilde sizi karşılıyor. Kelimelerin sadece sözlük anlamlarını görmüyorsunuz; onlar duygu yüklü daha kapsayıcı ve metaforik anlamlar taşıyorlar.
“Odadan çıkarken koltuğun arkasına serdiği eski püskü elbiselerine, bu elbiselerin tam üzerine koyduğu sekiz köşeli şapkasına bakıp çocukluktan kalma bir hevesle gözlerim sulana sulana renkli ipliklerle örülmüş yün kuşağına dokundum. kuşağına değil de geride kalmış o eski yıllara dokunduğumu, elimde iğne iplik o yılların söküklerini onarmaya çalıştığımı hissettim bir anlığına ama hepsi boşunaydı. aramızdan sadece kırık dökük bir zaman değil, telafisi imkansız koca bir heves de eksilmişti sanki.”
Roman bölümlerinin başlıkları olması bende içerik ve başlık arasındaki uyumun karşılanıp karşılanmayacağı merakını oluşturdu. "Bölüm : Gece Gelen" Bu yüzden bunun bölümleri daha keyifli okumamı sağladığını söylemeliyim.
Yazar bol bol geçmişe ,anılarda yolculuğa sizi çıkarıyor:
“ Babam bir elinde üç telli bağlaması diğer elinde ahşap bavulu bazen köy yolundan bazen köyün sırtını dayadığı bakır çalığı dağdan bazen uzakların uzağı bir bulut kümesinin içinden bazen de herkesin elini alnına siper ettiği bir yamaçtan ağır ağır iner ve ceket cebinde taşıdığı beyaz mendili çıkarıp alnını ve boynunu sildikten, mendilini gömleğiyle ensesinin arasına sıkıştırdıktan sonra yorgun argın gelip yanıma kurulurdu. Sarılmazdı bana. Bağlama tellerinin kıymık ettiği sağ elinin parmaklarıyla saçlarıma dokunurdu en fazla. “
Bir babanın yıllar önce terk ettiği oğlunu bir gece ziyaret etmesiyle başlayan hikayede baba ve oğlun Diyarbakır'dan Kars'a Aşıklar Bayramına yolculuğunu ve bu esnada vuku bulan ve daha çok Aşık Heves Ali’nin (baba)geçmiş yaşantısına dair bilgilere vakıf olmaya başladıkça aşık geleneğinden gelen bu bu adamın yaşantısı hakkında hayatı çoğunlukla hayret ettiğimi belirtmek isterim.
Roman boyunca beni en çok rahatsız eden, meraklandıran ve üstünde teoriler üretmeye neden olan babanın Neden yıllar sonra oğlunu ziyaret ettiğiydi. Tesadüf mü, yolculuk yapmasını kolaylaştırmak için planladı mı? kanımca kesin olan tek şey babanın oğlundan af dilemek, helallik istemek için veyahut neden terk ettiğini açıklamak niyetinde olmadığıdır. Aslında baba, kendine göre evladını terk etmemiştir; kendince uzaktan onun büyümesini, ayakları üstünde durmasını beden öğretmeni vasıtasıyla izlemiştir . Belki de bu yüzden yanında olsa iyi bir baba olamayacağını onun için iyi bir hayat tutamayacağını düşündüğünden evladından uzak durmuştur. Belki de hayalinde aşık olduğu kadını şehir şehir gezerek her birlikte olduğu kadında ona ait bir şeyi bulma ümidini besleyen bir aşıktır. Tabii bu zayıf bir teori. Daha gerçekçi gelen, mantıklı bulduğum teori ise aşık geleneğinden gelen bu adamın sorumluluk almaktan kaçınan, keyfine düşkün, gezmekten, eğlenmekten hoşlanan ve bağlanmaktan korkan biridir. Lakin, sonuç gittiği her limanda bir aşığı olan kaptan gibi bu adamın da gittiği her şehirde gönlünü kaptırdığı ve yüz üstü bıraktığı onlarca sevgilisi olmuştur ve son bir kez bir kaptanın tüm limanları son kez gezişi gibi bu adam da tüm bu kadınları görmek ya da bulunduğu şehirlere uğrayıp hem bu dünyadan ayrılmadan önce o aşıklarını görmek istemiştir. Ya da muhasebecinin yıl sonu hesap defterini kapattığı gibi artık ömrünün sonuna gelmiş bir adamın son kez dünya defterini kontrol ederek bu defteri kapatmak gayreti de vardır kanımca.
Bu dünyada yeterince yaşamış, memleketin her beldesinde bir dost, bir aşık edinmiş, kendince tanınmış, ve sayılmıştır. Kars'taki aşıklar bayramına giderken belki de aşk yaşadığı, kalbini kırdığı ve sonunda öylece terk edip gittiği kadınları onların mezarlarını ziyaret ederek bir şekilde helallik almak ve "dünyadan mutlu dolu dolu yaşadım", diyerek ayrılmak niyetindedir.
Her ne kadar yaşanmışlıklar yaşantılar farklılık gösterse de oğlu, Yusuf ,için de durum kısmen benzerdir. O da bu ölmek üzere olan yaşlı adamı affetmek ve bu yabancı adamı tekrar hayalindeki , silik olsa bile bu adamı tekrar anılarındaki babası yapmak, tamamlanamamış, eksik kalmış evlat olma hissini yaşamak, ve baba oğul rollerini tamamlamak istemektedir. Dahası sebebi ne olursa olsun babası gibi o da bir kadını(Aylın'ını) 15 yıl önce terk etmiştir ve her şeyini paylaştığı bu kadını hala aklından çıkaramamıştır , babası gibi o da geçmişindeki bir kadına ulaşmak istemiştir. Yalnız buradaki bir aşktan mıdır yoksa yarım kaldığı için bir özür dileme midir kesinlikle taşımamaktadır Aylin ile ilişkisini istediği şekilde sonuçlandıramadığı yüz üstü bıraktığı için pişmanlık bir vicdan azabı mı yaşamaktadır bilinmez ama Aylın’la ilgili üç tane uzun uzadıya yazılmış mektuba şahitlik ediyoruz. Baba, hesap defterini kapatırken bu dünyadan mutlu mesut bir şekilde ayrılır; yalnız oğlu Yusuf için böyle söylenebilir mi bilemiyorum.
En nihayetinde, Kemal Varol’un bu kitabını üslubuyla, konusuyla, olay örgüsüyle severek ilgiyle okudum.
Keyifli Okumalar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Her samimi yorum değerlidir,yorumunuz için teşekkürler