Edebiyat Sayfama HOŞGELDİNİZ Şiirlerimi, hikayelerimi ve kitap yorumlarımı paylaştığım kişisel sayfamdır.
Cumartesi, Ağustos 10, 2024
Aşıklar Bayramı
Perşembe, Ağustos 08, 2024
Lanetli Tavşan
KEDİ FELSEFESİ
Pazartesi, Ocak 15, 2024
Pazartesi, Aralık 25, 2023
Zübük Kısa Yorum
“Şimdi çok iyi anladım ki zübük bir
tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz bizim hepimizin içindeki zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak,
aramızdan böyle zübükler büyüyemez idi. Hepimizde birer parça olan zübüklük
birleşip, işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübük bizde bizim
içimizde. Onları biz kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra kendi
zübüklüklerimizin bir tek zübükte birleştiğini görünce ona kızıyoruz
Son derece can alıcı ve çarpıcı bir ifadedir "Şimdi anladım ki zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz….. " Az düşününce zübüklük daha hayatımızın başında başlar; anne babasının kendisine olan sevgisini fark ettiğinde istediklerini yaptırmak ve onların duygusallığını kendi için kullanmak isteyen bebek, yahut beğendiği kişiyi elde etmek için farklı kişiliklere bürünen genç kadın ve erkek, yükselmek veya küçük bir ayrıcalık kazanmak için amirine/patronuna yalakalık eden personel, sahte partidaşlık ile kurulan ilişkiler vb.. İşte zübük ve diğer karakterler tüm bu önemsiz görünen ayrıntıların kurmacadaki halidir.
Toplumumuzun , toplumların acı bir gerçeği olan zübüklük kavramı Gogol, Gustave Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt , Sabahattin Ali, gibi pek çok toplumcu gerçekçi yazarlar tarafından bolca yergi ve mizah barındırmalarına rağmen genellikle gerçekçilik yönü ağır basan bir şekilde ele alınmıştır . Aziz Nesin ise bizde güldürü edebiyatının öncülerindendir ve güldürü türünde yazdığı eserlerde ve mevzu bahis olan bu kitabı "Zübük'te" ne kadar ağır , dramatik, ve acıklı olsa da toplumsal olayları anlatımında yergi ve abartı yönü çok ağır basar.
Anadolu’nun farklı illerinde
yaşanmış çeşitli hikâyelerin temeline dayanarak oluşturulan ve insanların sahip olduğu kötü
hasletlerin yoğunlaşıp birinde vücut bulmasını ve onun kuş uçmaz kervan geçmez
bir Anadolu beldesinde trajik, komik ve bir o kadar da düşündürücü bir olaylar
silsilesini konu eden hikaye , beldeye atanan Almanca öğretmeninin
arkadaşına yazdığı mektuplar üstünden anlatılmaktadır. Yazarın dili oldukça
sade olmakla beraber yerel ağız ve üslubu fazlasıyla yansıtmaktadır.
Deneyim, tanıklık ve gözlem yoluyla öğrenilip içselleştirilen ve bilinçsizce sergilenen davranışlar insanlar tarafından doğal ve insan tabiatının sonucu kabul edildiği söylenelebilir, en azından kendi gözlem ve deneyimlerim bunu gösteriyor. İçselleştirdiğimiz ve genel kabul haline gelen yanlışların kişinin kendisi tarafından veya yaşanılan toplumdaki kişilerce fark edilip görülmesi çok zordur. Bu yüzden Nesin bizim aynaya bakmamızı istiyor. Kendi zübüklüğümüzü görüp kabul etmeden nasıl diğer eğrileri düzelteceğiz.
Keyifli Okumalar
Pazar, Eylül 24, 2023
KISA KİTAP YORUMU -Tatar Çölü- Dino Buzzati
" Haydi biraz cesaret Drogo, bu senin son kağıdın, ölümün karşısına asker gibi çık ki hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin. yazgından intikamını al, kimse sana kahraman ya da buna benzer bir şey demeyecek ama işte tam da bunun için böyle yapmaya değer."
Hülya Uğur Tanrıöver'in çevirisiyle iletişim yayınlarından çıkan Dino Buzzati'nin Tatar Çölü Romanı 232 sayfadan oluşmaktadır. Romanda Giovanni Drogo'nun Tatar çölünde bulunan Bastiani Kalesini, tatar çölünü ve oradaki yaşamı anlatır.
Yazarın kendine özgü bir üslubu vardır. bu üslup biraz melankoli barındır. Kahramanın hislerini kullandığı kelimelerde kolaylıkla hissedebilirsiniz. Kahramanın hayata karşı duyduğu gücenmişlik ve sitem her fırsatta karşımıza çıkar. Dahası anlatımı kimi yerde simgesel, ve romantiktir.
" Ama sonra aklına bir şey takıldı: ya her şey bir yanlışlıktan ibaretse soru işareti ya bu cesaret sadece bir tür sarhoşluksa? Ya o cesaret aslında yalnızca mis kokulu havaya, harika gün batımına, fiziksel acıların bitimine ve alt kattaki şarkılara bağlıysa? Ya birkaç dakika ya da bir saat sonra eski zayıf ve yenik Drogo'ya dönüşürse."
" Elveda binbaşı Ortiz , elveda kendini bu yapıdan bir türlü kurtaramayan melankolik dost; elveda, senin gibi çok uzun zaman inatla umut eden ve sana benzeyenler: zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok."
Bastiani Kalesi genç teğmenin ilk ve son son yeridir. Pek gönülsüz olarak gittiği bu kalede ömrünün otuz yılından fazlasını harcar. Burada hep bir umut barındırır içinde. Bu umut dönemin çoğu askerinin içinde barındırdığı kahraman olmak , zafer arzusunu yaşama umududur ancak bu hiç bir zaman gerçekleşmez. Karartısı görünen ve uzaklarda saldırmak için yol yapan o düşman hiç gelmez, en azından o sağlıklı ve dinç iken. Zamanla Tatar çölündeki durağan yaşama ve alışkanlıklarına bağlanır Teğmen Drogo ancak bu gönüllü bir bağlılık değildir; bu yaşamın dayattığı bir teslimiyettir.
" evet doğrudur bu ilerleyen, şimdi daha yakında olduğu için kolayca seçilmekte, yüzünde hiç bir özel hüzün belirtisi görülmemektedir. isyan etmemiş, istifasını vermemiş, bu haksızlığı hiç ses çıkamadan kabullenmiş, ve her zamanki görevine dönmektedir."
Belki de hala savaş kazanma arzusu onun bu her şeyden tecrit olan , ıssız yerde kalmasına sebeptir. Tatarlar Kuzeyden hiç gelmezler, yıllarca kulaktan kulağa yayılan savaşın geleceği o yol biter lakin onun büyük bir arzuyla beklediği anı yaşayamaz Drogo.. Pek çok yol arkadaşı emekli olmuş ve Bastiani kalesinden ayrılmıştır. hastalık iyice onu pençesine aldığında o beklenilen haber gelir lakin o artık yataktan kalkmaya mecali olmayan biridir. Maalesef Kaleden ayrılmak zorunda bırakılır ve Tatar Çölünde değil bir han odasında yalnız başına hayata gözlerini kapar.
Salı, Temmuz 11, 2023
Cennetten Kaçan Çocuk
Cennetten Kaçan Çocuk
‘Olasılık’ herkesin inanmaktan başka çaresinin olmadığı nesnel verilerdir fakat yer ve zamana bağlı olarak kişiden kişiye değişebilir. Sayılar doğruyu söyler ama insanlar söylemez. İnsanlar ya birbirlerini kandırarak ya ön yargıya kapılarak ya nefret besleyerek ya da kuşku duyarak sayıları kirletir. Bu yüzden olasılıklara güvenilmez.”
En iyi yalan bir kısmı gerçek olandır. Yazar Jung Myung Lee Cennetten Kaçan Çocuk” romanını yazarken gazetelerde yayımlanan bazı haber veya makaleleri romana uygun olarak yeniden kurgulamıştır. Böylece hikâyeye daha fazla gerçeklik algısı katmıştır kitabın isminde yer alan ‘Cennet’ kelimesi alegorik bir ifadedir ve halkının sefalet, açlık içinde yaşayan komünist Kuzey Kore Cumhuriyetini temsil eder. Bu ebetteki sözde bir cennettir ve biz Gilmo’nun başından geçenleri okuyup öğrendikçe bu durum daha gözler önüne serilir: çalışma kamplarını, uçmayan maket uyduları, Kuzey Kore’nin gücünü dünyaya göstermek için eğitilen çocukları…
Asperger nörolojik bir rahatsızlık olan otizm spektrumunun bir türüdür ve bu rahatsızlığa sahip kişinin normal hatta üstün zekalı bir kişi olduğu ve bir konuda dahi seviyesinde olacak kadar iyi olabilmesiyle birlikte insanlarla iletişim kurmakta çok zorluk çeken kişiler oldukları söylenebilir. Kitabın protagonisti Gilmo Kuzey Kore Cumhuriyetinde doğmuş ve babası gizli bir Hristiyan’dır. Ancak Hristiyanlığı öğrenilince hayatları altüst olur.
“Ölümden ziyade önce nasıl yaşaman gerektiğini öğrenmelisin.”
Hikaye New York’ta işlenen cinayet ve olay mahallinde bulunan sayılar ve sembolleri içeren bir bilmeceyle başlar. Geçmişle günümüz arasında flashback ( zamanda geriye sıçrama) anlatım tekniğine bolca başvurmuş olan kitapta okuyucunun dikkati hem canlı tutulmuş hem de oluşabilecek anlamsal boşlukları önlenmiştir. Saflıkla kötülüğün , ideoloji ve ile yaşama tutunma arasında sıkışmış insanları, yozlaşmış yaşamları, bolca görürüz romanda.
İçerisinde cinayet, soruşturma, akıl oyunları vb. kavramları barındırması bana biraz Arthur Conan Doyle eserlerini anımsattığını diye bilirim. Bununla birlikte, Gilmo’nun Yeonge-ae’yi ( çalışma kampında tanıştığı kız) bulmak için Kuzey Kore’den, Şangay, Makao, Güney Kore’ye, oradan Meksika ve o New York’ a gitmesi bana biraz popüler ürünü olan defalarca aldatmasına rağmen yine de peşinden giden ve kibarca bir tarifle naif, saf karakterleri yansıtmaktadır. Bunu Gilmo'nun rahatsızlığına ve küçükken yaşadığı bağlanma problemlerine bağlıyorum.
Gilmo'nun deneyimlediği olağandışı yaşantılar, neredeyse tüm roman boyunca dokunulmasından rahatsızlık duyan ve Asperger sendromu yüzünden ve yalan söylemediğini düşündüğümüz Gilmo’nun o inanılmaz zekasını kullanarak yalan ve gerçek arasındaki gri alanlar vasıtasıyla CIA ajanlarını aldatması, ve romandaki beklenmedik süreçler son beni oldukça şaşırtmıştır.
Uzak Doğu edebiyatıyla tanışmak için iyi bir eser.
Perşembe, Mayıs 11, 2023
Alıklar Birliği
32 yaşında intihar eden John Kennedy Toole tarafından yazılan bu kitap kara mizahvari bir eserdir. Kitabın kahramanı İgnatius ise bir anti kahramandır. Kitaptaki olaylar 1950 – 1960’ların Amerika’sında geçiyor. Yazar, varoş bir mahallede yaşayan anne ve oğlu etrafında gerçekleşen trajik komik ve bir o kadarda düşündürücü olayları, durumları yine varoşlara özgü bir dille anlatıyor. Dönemin keşmekeşliği; yaygınlaşan televizyon kültürünü, soğuk savaş, beyaz üstünlüğü , renkli ırktan olanların hayata tutunma gayretleri, çeşitli felsefi düşüncelerin, düşünsel akımların gelişmekte olan toplumdaki yansımaları kitapta kendine özgü bir tarzda biz okurlara sunuluyor.
Anti kahramanımız İgnatius , bol bol geğiren, okula dine, faşizme, komünizme karşı olan sözde özgürlük ve adet ve eşitlik taraftarı bir karakterdir, ancak aslında kendi tembelliğini, rahatını bozan her şeye karşıdır. Kendi rahatı için her türlü yalana, çirkefliğe başvurabilecek bir karakterdir. Bulunduğu her yerde belayı çeken değil belayı yaratan bir kişiliktir. Annesi kendisinin toplam ve en önemlisi aile bütçesine katkı sağlamasını isteyen, içinde bulunduğu ruhsal durumdan, derin depresyondan kurtulmasının tek yolunun düzgün bir iş bulup çalışmasından geçtiğini düşünmektedir. Öte yandan sevgilisi de Ignatius'ın içinde bulunduğu ruhsal çöküntünün sebebinin cinsel dürtülerini bastırması olduğunu düşünmekte ve onun cinsel dürtülerini serbest bırakırsa düzeleceğini ileri sürmektedir. Kitap karakterleri ve içinde bulundukları toplumu ve olayları oldukça açık şekilde tasvir etmektedir. Yazar karakterleri ve olayları abartarak veya karikatürize ederek aktarmış gibi görünse de üzerinde biraz düşünüldüğünde toplumda böyle bireylerin çokça bulunduğunu fark edebiliriz. Hatta kendimizde de kitaptaki karakterlerdeki özelliklerden birini belki de bir kaçını bulabiliriz.
Çarşamba, Aralık 28, 2022
Gölgeye Övgü
Gölgeye Övgü sanki bir aforizmalar, ya da şiir kitabı başlığı gibi durmaktadır. Ancak Cuniçiro Tanizaki, Geleneksel Japon mimarisini , kültürünü batı kültürü ve mimarisi ile ışık ve gölge kullanımı ve anlamı bakımından karşılaştırır . Geleneksel Japon kültürü ve mimarisinin sahip olduğu ışık ve gölgelerin ahengini, gölgelerin kullanımıyla yaratılan gizemi ve hayal gücünü anlatır. Dahası Geleneksel Japon Kültürü ve mimarisinin Batı kültürünün etkisi altında değişip onun bir taklidi haline gelmesini eleştirir.
.jpeg)
