KISA BİR İNCELEME
(Şair Evlenmesi)
Tanzimat
Edebiyatının önemli şahsiyet ve yazarlarından biri olan Şinasi’nin 1860’ta yazdığı tek perdelik “Şair Evlenmesi” eseri
batılı anlamda ilk Türkçe oyun kabul edilir. Bu eser ‘görücü usulü evlilik,
mahalle baskısı ve yetkisini kötüye kullanan ulemayı yeren kısa bir tiyatro
oyunudur, güldürüdür..
Hikayeye
akışına bakacak olursak, Müştak Beyin aracı vasıtasıyla Kumru Hanımla evlenmeye
beklerken arkadaşı Hikmet Efendiyle şakalaşmasıyla
başlar oyun . Hile ile Kumru Hanım yerine ablası Sakine Hanım ile evlendirildiğini
anlaması ve buna itiraz etmesi üstüne aracı kadın imam ve mahalleli arasında başlayan
diyalogla devam eder ve sonunda Müştak beyin arkadaşı Hikmet Efendini mahalle imamına
rüşvet vererek durumu düzelttirmesiyle son bulur.
Oyunu
kısaca incelediğimizde bazı karakterlerin efendi bazı karakterlerin içinse bey
unvanlarının kullanılması, batılı tarzda tiyatro ve batı şiirine meraklı bir şair olan ana
karakterimiz – Müştak Bey batılılaşmaya
yeni başlayan Osmanlı toplumunu yansıtmaktadır. Şinasi, özünde hem güldüren hem
de toplumdaki yanlış gördüğü davranışları yermektedir. Müştak bey : batılı
tarzda giyinen ve batı tarzına hayran bir karakterdir. Hikmet Efendi ise daha
doğulu ve gelenekçidir. Ziba Dudu karakteri görücü usulünde var olan kimi zaman
para veya hediye karşılığı insanların eş bulmalarını sağlayan aracılık (çöpçatanlık)
kavramını bize toplumdaki yansımasına örnektir. Yine Mahalle İmamı için
kullanılan Ebüllaklaka ismi Şinasi’nin
dönemin bozulan ve rüşvet alan din adamlarına
ilişkin bakışını yansıtmaktadır.
“Ziba
DUDU: Ay, bu söz geline değil, yenge kadınla banadır. Ben sana laf atmayı
öğretirim de… (Habbe Kadın’a) haydi yenge kadın! Gelin hanımı çabuk dışarı
çıkar da nikahını kıyan efendiyi çağırt. Yanımızdaki kahvedir, orada bulunan
mahalleliyi de alsın da gelsin. Şuna da ne olup bittiğini anlatsınlar.
Müştak
Bey: Vay! Mahalleli beni zorla zorla mı güveyi koyacak.
Ziba
Dudu: evet, ya güveyi koyarlar ya hapse. “
…
“Ebüllaklaka:
almalı ya! Almazsa namusuna leke sürmüş olur (mahalleliye) öyle değil mi
komşular..
Mahalleli:
Hay hay!”
Bu karşılıklı
konuşmalar bize toplumsal baskının(mahalle baskısı) Osmanlı toplumunda oldukça
güçlü bir şekilde var olduğunu ve bu toplumun
kolayca yönlendirilebildiğini bize aktarılır.
“Atak
Köse: (bir elinde kürek bir elinde süpürge) İstemeyük!
Hikmet
efendi: ne istemiyorsunuz?
Atak
Köse: Ben ne bileyim? mahalleli istemiyoruz diyor, ben de öyle diyorum. Elbette mahallenin öyle
demelerinde hakkı vardır.
Hikmet
Efendi: mahallenin neden hakkı var?
Atak
köse: hakkı olduğunu pek iyi bilir ama doğrusu neden hakkı olduğunu bilemem.
Hikmet
efendi: öyleyse bilmediğin şeye neden karışıyorsun?
Atak Köse: neye karışmayın, ben de bu mahallenin
galbur üstüne gelenlerinden değül müyüm?”
Hikmet
efendiyle Atak Köse arasındaki bu konuşmadan kişilerin bir konu hakkında herhangi
bir bilgi sahibi olmadan çoğunluk tarafından kabul gören veya dillendirilen
görüş, tutum ve davranışları sorgulamaksızın kabul edip ona göre hareket etmesini
yermektedir. Yine inanların kendilerini gerçekte ilgilendirmese de başkalarının
meselelerine kolaylık müdahil olduğuna işaret edip bunu eleştirmektedir.
Oyunun
dili dönemine göre oldukça sadedir. Yine karakterin eğitim durumuna göre kelime
tercih ve kullanım şeklini, ağız yapısını, dilbilgisi hatalarını esere
yansıtmıştır. (ATAK KÖSE: istemeyük, Atak
Köse: neye karışmayın, ben de bu mahallenin galbur üstüne gelenlerinden değül
müyüm?”)
Sonuç
olarak , basit bir yapıya sahip, hem güldüren hem de düşündüren, fars türünde
ve klasisizm etkisinde olan bir eserdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Her samimi yorum değerlidir,yorumunuz için teşekkürler